Doğamıza DOKU'nmayın!
Kırklareli Atatürk Kültür Merkezinde Prof. Dr M. Doğan Kantarcı'nın katılımıyla 'Dünya Çevre Gününde Istrancalar' konusu konferans Kırklareli Belediyesi, Kırklareli Kent Konseyi, TMMMOB ve Kırklareli Doğa ve Koruma Derneği'nin (DOKU) katkılarıyla gerçekleştirildi.
Kırklareli’de çevre bilimi ve Istrancalar denilince akla gelen ilk isimlerden olan Prof. Dr. Doğan Kantarcı’nın katılımıyla gerçekleştirilen konferansta son derece önemli bilgiler verirken bir kez daha insanoğlunun doğayla olan savaşı kazanma şansının olmadığını belirtmesi dikkat çekti.
Kantarcı bölgeyle ilgili yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: “Ormanlar yukarıdan emirle yönetilmez. Orman vatandır. Eskiden biz ormancılar köylüleri uyarırdık, şimdi köylüler orman teşkilatına karşı ‘ormanı kesmeyin’ diye mücadele ediyor. Bu ormancılık açısından utanılacak bir durumdur.
Hamitabat santralının bıraktığı gazlar nedeniyle Lüleburgaz, Çorlu gibi yerlerde yaşayanların akciğerleri bir kontrol edilmeli.
Rusya' daki termik santrallerin zararlı atık gazları İğneada ve Istranca ormanlarını etkilemektedir. Bilinçsiz yanlış projeler (Kıyıköy' de 2 milyon ağaç kesilerek Saroz körfezine kadar döşenen Türk akımı Rus doğalgazı boruları) nedeniyle deniz çayırları tehlikededir. (Balıkların besin kaynakları)
İğneada ya yapılacak bir nükleer santral (Toprakların, Ormanların, insanların,denizde yaşayan tüm canlıların çok büyük zarar görmesidir) Karadeniz’in ve Trakya'nın intiharıdır.
- Kanal İstanbul' un yapılması sonucunda stratejik açıdan işgal anında zırhlı destek sağlanamaması ve Trakya' nın Yunanistan'a bırakılmasıdır.
- Liyakatsız kişilerin menfaat amaçlı yaptığı yanlış projeler nedeniyle seller oluşmakta, tarım toprakları, ormanlar ve doğa tahrip olmaktadır..
-Yanlış projeler nedeniyle hava sıcaklıkları giderek artmakta, kuraklığa doğru gidilmektedir. Artık buğday tarlaları sulanmaktadır.
Doğan Kantarcı, Türkiye’de 1970’li yıllardan bu yana endüstriyel plantasyon çalışmaları yapıldığını ancak bunların daha çok kumul alanlardaki erozyona karşı olduğunu belirterek, “Bu konuda çalışan birkaç uzman yaşamını yitirdi. Onlardan biri de bendim. Benim de yaşım 79 oldu. Şimdi bu uzmanların yerine gelenler bu bilgilere sahip değiller. Bir iki özel firma kalkıp ‘ben burada bu işi yapacağım’ diyor. İktidar da kulaktan dolma bilgilerle olur olmaz yerlerde endüstriyel plantasyon çalışması yapmaya kalkıyor. Ama bununla ilgili ekolojik değerlendirmeler ortada yok. Birisi kalkıyor rapor veriyor, bu raporun işi bilenler tarafından irdelenmesi lazım ama öyle yapılmıyor. Bu iş artık tam bir üçkâğıtçılığa döndü. Çünkü bu işe yatırım yapalım para kazanalım gözüyle bakılıyor” dedi.
‘Eskiden ormanı köylüden korurduk, şimdi köylü ormancıdan koruyor’
Söz konusu çalışmanı yapılabilmesi için uygun alanların belirlenmesi gerektiğine işaret eden Kantarcı, şöyle konuştu: “Eğer bizim orman teşkilatımızın gücünün yetmediği yerler varsa ve bu işe uygunsa özel teşebbüs bunu yapsın. Buna bir itirazımız yok. Ama orman teşkilatımızın gücünün yetmediği bir yer yok ki bu ülkede. Türkiye’de ordu neyse orman teşkilatı da odur. Biz ormancıyız, bizim erişemeyeceğimiz, gidemeyeceğimiz, yapamayacağımız iş yok. Ama iş o noktaya geldi ki, eskiden biz ormancılar köylüyü uyarırdık, ‘kardeşim ormanı kesmeyin, yakmayın’ diye. Şimdi köylüler teşkilatına karşı ‘ormanı kesmeyin’ diye mücadele ediyor. Bu ormancılık açısından utanılacak bir durumdur. Ama benim ormancı arkadaşlarımın bu konuda yapabileceği pek bir şey yok.
Ormancı arkadaşlarımız mesleklerini icra etmek üzere serbest bırakılsa görevlerini yaparlar ama yukarıdan emir gelince baskıyla karşı karşıya kalıyor. Orman işletmeleri yukarıdan gelen emirlerle idare edildiği vakit Türkiye’de ormancılık yapmak mümkün değildir. Ormana emir verilemez. O zaman işte ülkenin orman varlığını köylüler korumaya çalışıyor, vatanına sahip çıkıyor.”
‘KAVAK İŞLETMESİ GİBİ ORMAN İŞLETİLMEZ’
Plantasyon çalışması için yaşlı ağaçların sökülmesinin de doğru olmadığını dile getiren Prof. Dr. Doğan Kantarcı, “Biz gençleştirilecek alanlarda bu işi yaparız ama anıt ağaçları kesmeyiz. Niteliği olan yerleri korumaya ayırırız. Çürük çarık, büyük ağaçları ormanın içinde hayvanların barınması için bırakırız. Ta ki o ağaç yıkılana kadar. Dolayısıyla ormancılık bir ekosistem işletmesidir. Kes- dik işletmesi, mekanik bir işletme değildir. Kavak işletmesi gibi orman işletilmez. Kavakçılıkta kesersin, satarsın, köklerini de söker yerine yenisini dikersin. Ama ormanlar öyle değil. Ormanda sadece ağaçlar yok ki, ekolojik bir sistem bu. Türkiye ormancılığı bu ekolojik sistemin idaresini yapıyor. Böyle abuk subuk gözüme kestirdiğim yerde burayı kesiyorum olmaz. Sonra ne olacak. Yarın öbür gün 80-100 milimetre yağış gelecek, senin toprağını götürecek, sen orada arazide cascavlak kalacaksın. Doğa ile savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.
Bu dörtlük, içinde bulunduğumuz durumun özetidir belki de;
Ne Desem
Ne Nakıştır Ne Desen
Anlayana Söz Yeter!
Anlamayana Ne Desem? (S.Koçtürk)