Ne kadar derin?!


Türkiye, neredeyse Cumhuriyet Tarihi’nden öncesinden beridir süre gelen bir DERİN DEVLET tartışmasını yaşıyor.
Nedir bu derinlik?
Ne kadar derindir?
Ucu, dibi ve sonu var mıdır?
Nerelere dayanır veya nerelerden talimat alır?
Bir sürü tahmin ve öngörüler olmakla birlikte, bir türlü bu sorulara cevap verebilen çıkmaz.
Son tartışmalara bakıyoruz;
Merhum Özal’ı, Başbakanlık döneminde vurdular ve Cumhurbaşkanlığı döneminde de ölümü üzerindeki tartışmaları, suikasta bağladılar.
Bugün bile, seneler önceki bir olaydan söz ederlerken, merhum Özal’ın ailesi ve yakınları konuşmaktan çekiniyorlar.
Yine merhum Ecevit’in yaşadığı suikast girişimi.
Bir sürü benzer olay daha.
Devletin, meşru bir istihbarat birimi (MİT), resmi polisi, jandarması, güvenlik güçleri ve ordusu varsa, bunların başı da, meclisteki seçilmiş milletvekillerinin çoğunluğuna sahip hükümetin başı, yani Başbakan ise ve bu DERİN denilen gayri meşru odaklar, emirleri bu Başbakan’dan almıyorlarsa, o zaman kimdir bu güçlerin ardındakiler?
Mesela; Başbakan emrindeki asker, polis ve istihbarata talimat vererek, neden bu derin oluşumların ortaya çıkarılmasını sağlayamaz?
Tüm ülkelerde mi böyledir mesele? Yok sa, bize özgü bir durum mudur?
Yok sa, aslında böyle birimler hiç olmadı da, yasal birimlerin içerisine, başka devletlerin köstebekleri yerleştirilerek, bu tür operasyonlar yapılıyordu?
Türkiye’nin, öncelikle bu DERİN meseleyi çözmesi, derdest etmesi ve her şeyin yasal çerçeveler içerisinde seyretmesini sağlaması lazımdır.
Bu olmadığı sürece, ortam ve yaşananlar hep FLU olacaktır.
Ayı izi kurt izine karışacaktır.
Ha, bunu yapmaya çalışanlar ve hatta bulmaya ramak kalanlarda olmadı değil.
Uğur Mumcu başta olmak üzere, birçok aydın ve dürüst devlet görevlisi, tam o virajda kamyona veya trene çarptılar!
Bir nevi de gözdağı oldu bu olaylar!
Bu mesele, belki de ülkemizin önündeki en önemli meseledir.
Bunu çözmek, diğer meseleler için cevap anahtarı gibi olacaktır.
Aksi taktirde, doğru anahtarı bulabilmek pek mümkün gibi görünmüyor.