Tırnaklarıyla bir yerlere gelenler, merdivenleri alttan üste doğru yavaşça çıkarlar.
Yok, yerlerden taraftar biriktirip, damla damla göl misali büyürler.
Ömrü boyunca ekerler de ekerler, belki hiç biçemezler ektiklerini.
Halka inerek, pişmeye çalışırlar.
Yana yana bedellerin en ağırını öderler.
Kibir nedir bilmezler.
Gururla hiç tanışmamışlardır.
Paçası çamurluların ellerindeki her nasır’ı bir madalya gibi görürler.
Doğuştan vurgun yemiş yaralıların gözündeki yaş, paha biçilmez bir inci tanesidir onlar için.
Halkın indindeki müstesna yere ulaşmak için kendinden verirlerde verirler.
Gönüller Kabesi’dir onların.
Dizginleyemedikleri gönülleriyle, mazlumların yarenidirler ve zalimlere şefkatli.
Kötü kokular içinde yatan köpek leşinin dişlerinde bile bulurlar güzelliği.
Dedesinin yediği haram erik bile kamaştırır dillerini..
Enerjisini yüreklerinin derininden üretirler.
Tükenmeyen sevgileriyle, bir mum gibi kendileri erirken, aydınlatırlar etraflarını.
Her insanı bir kitap görüp, okurlar, okurlar ve okurlar.
Sevginin gücüyle girdikleri gönüllerin derinliklerindedirler.
Kavga diliyle konuşmazlar, sevgi diliyle konuşurlar.
Kendisine vuran eli öpenler.
Çatan kaşları, hakkın celal yüzü görenler.
Düşmanını bile canından çok sevenler.
Yaradandan ızdırap istemek için yakaranlar.
Olamayız ki onlar gibi.
Olmaya çalışmamız, bir adım ileri gittiğini bilsek bile.
Onlar; kılıçtan keskin ve demirden leblebidirler.
Çiğdik, hala pişemedik.
Pişemeyiz, piştiğimizi sandıkça.
Ham doğduk, çiğ kaldık.
Kaynasak da halk kazanında.
Pişemedik bir ömür boyu.
Olamayız onlar ki gibi.
Eren bilmezmiş, bilen de ermez.











