Türkiye’deki Kemik İliği Bankası’nın battığını, malzeme alımı için acilen sahip çıkılması gerektiğini söylerken, yine aynı daire başkanı araya girerek; “Sayın Kırca! Şenol beyi anlıyorum! Kızını kurtarmak istiyor. Ancak, biz her yıl ülkemizde, Yasemin gibi 30 kadar çocuğumuzu kaybedi yoruz. Bu, biraz da hesap kitap işi! Yatırım işi. Bu işi çözmek için, 18 trilyonluk bir yatırım gerekli. Bu yatırımı yapabilmek için, bu kayıp sayısı az kalıyor!” dedi. Daha sözü bitmeden, daldım araya!; “Sayın hocam! Dünyada sadece bir tane Yasemin var ve o senin kızın! O zaman ne düşünürdün? Yine de kayıp sayısını az mı bulurdun?” deyince, ikinci zoraki reklam arası verildi…
“Benim çocuk ölmesin”
Kemoterapi haricinde, durumları kötüye giden hastaların bünyelerinin güçlendirilmesi için bazı takviye ilaçlar gerekirdi. Adını unutmuşum. Öyle bir ilaç yazdı hoca. Reçeteyi elime tutuşturup; “En geç üç gün içinde kullanalım” dedi. Emirdir. Alıp reçeteyi, soluğu Çapa Hastanesi’nin karşısındaki ilk eczanede aldım. Reçeteyi verip; “Biraz acelemiz vardı da” dedim. Reçeteyi alan eczacı hanım, yüzüme bön bönbakıp; “Acemisiniz galiba? Çocuk yeni mi hastalandı?” diye sordu! Şaşırdım.
Yooo! Dedim. Açıkladı:
“Bu ilaçlar ABD de üretilip, piyasaya sunulu yor. Ama bizim Sağlık Bakanlığımızın lisans onayını vermesi ve eczanelere düşmeleri zaman alıyor. Hal böyle olunca da, bu ilaç kaçak oluyor ve devlet karşılamı yor. Bunu Türkiye’de satmak ta SUÇ oluyor” dedi.
Hoppalaaaa!
Tam sırtımı dönüp gidiyorum ki, aynı ses arkadan sesleniyor:
“Beyefendi! Yeni misiniz? diye bundan sordum işte! Yani, bu ilaç yok değil! Ama, malum kaçak geldiğinden bunun parası …. Lira. Asıl fiyatı ise aslında bunun 10 da biri kadar. Üstelikte, çok aranan bir ilaç olmadığından, çeşitli kanallarla getirtiliyor dışarıdan. Anlayacağınız gibi kaçak ve pahalı”
Durum anlaşılmıştı…
O zamanlar Kanal D ile çalışı yorum. Haber Merkezi’nden arkadaşlara anlattık durumu. Almanya’dan, bir irtibat bulundu. O arkadaş, işini gücünü bırakıp, bir eczaneye giderek, ilacı sordu. Eczacı; “Ağ sisteminde bu ilacı en yakın Hollanda Amsterdam’daki bir ecza deposunda görebiliyorum” demiş. Arkadaş, kendi arabasına atlayıp, Hollanda Amsterdam’daki o depoya giderek, o ilacı almak istemiş. Eczacı; “Burası manav mı? Ver oradan bir kutu KANSER İLACI denip, ilaç mı alınırmış?” diyor!
O arkadaş, neye bulaştığını anladığında iş işten geçmiş olu yor ama başlanmış bir kere! Önce, kanser ilacı yazabilecek bir TÜRK Hekim bulunuyor. Sonra, onun o ilacı ya zabileceği bir TÜRK kanser hastası. Reçete yazılıp, ecza deposundan alınıyor ve sonra yeniden Almanya’ya geliniyor.
Bitti mi dersiz?! Ne gezeeerrr!
O ilacın bir de Türkiye’ye ulaştırılma safahati var!
Sonuçta kaçak bir ilacı, zaman darlığından, uçakla başka bir ül keye getireceksiniz!
Hostes ve pilotlara durum anlatılıyor. Risk büyük. İyilik uğruna meslekten olup, tutuklanmakta çabası.
Tam da, ithal ilaçların kara borsaya düştüğü bir dönem sonuçta.
Bir yolcuya ilaç veriliyor ve İstanbul’a getiriliyor. Nükleer bir silah parçası karşılanır gibi, oradan karşılanılıp, teslim alınıyor. Aklımdayken, bu sefahatin parasal kısmını da, olaya başlamadan evvel banka havalesi yapıyorsunuz ki, çatlak oluşmasın!
İlaç hastaneye ulaştırılıyor. Yasemin’in yattığı bölüme girerken, oradaki asistan doktorun; “Babası! Buldunuz mu sahiden ilacı? Aferim Vallahi de! Bakın, buradaki çocukların hiç birisinin ailesi bulamadı çünkü....
“Benim çocuk ölmesin”
Kemoterapi haricinde, durumları kötüye giden hastaların bünyelerinin güçlendirilmesi için bazı takviye ilaçlar gerekirdi. Adını unutmuşum. Öyle bir ilaç yazdı hoca. Reçeteyi elime tutuşturup; “En geç üç gün içinde kullanalım” dedi. Emirdir. Alıp reçeteyi, soluğu Çapa Hastanesi’nin karşısındaki ilk eczanede aldım. Reçeteyi verip; “Biraz acelemiz vardı da” dedim. Reçeteyi alan eczacı hanım, yüzüme bön bönbakıp; “Acemisiniz galiba? Çocuk yeni mi hastalandı?” diye sordu! Şaşırdım.
Yooo! Dedim. Açıkladı:
“Bu ilaçlar ABD de üretilip, piyasaya sunulu yor. Ama bizim Sağlık Bakanlığımızın lisans onayını vermesi ve eczanelere düşmeleri zaman alıyor. Hal böyle olunca da, bu ilaç kaçak oluyor ve devlet karşılamı yor. Bunu Türkiye’de satmak ta SUÇ oluyor” dedi.
Hoppalaaaa!
Tam sırtımı dönüp gidiyorum ki, aynı ses arkadan sesleniyor:
“Beyefendi! Yeni misiniz? diye bundan sordum işte! Yani, bu ilaç yok değil! Ama, malum kaçak geldiğinden bunun parası …. Lira. Asıl fiyatı ise aslında bunun 10 da biri kadar. Üstelikte, çok aranan bir ilaç olmadığından, çeşitli kanallarla getirtiliyor dışarıdan. Anlayacağınız gibi kaçak ve pahalı”
Durum anlaşılmıştı…
O zamanlar Kanal D ile çalışı yorum. Haber Merkezi’nden arkadaşlara anlattık durumu. Almanya’dan, bir irtibat bulundu. O arkadaş, işini gücünü bırakıp, bir eczaneye giderek, ilacı sordu. Eczacı; “Ağ sisteminde bu ilacı en yakın Hollanda Amsterdam’daki bir ecza deposunda görebiliyorum” demiş. Arkadaş, kendi arabasına atlayıp, Hollanda Amsterdam’daki o depoya giderek, o ilacı almak istemiş. Eczacı; “Burası manav mı? Ver oradan bir kutu KANSER İLACI denip, ilaç mı alınırmış?” diyor!
O arkadaş, neye bulaştığını anladığında iş işten geçmiş olu yor ama başlanmış bir kere! Önce, kanser ilacı yazabilecek bir TÜRK Hekim bulunuyor. Sonra, onun o ilacı ya zabileceği bir TÜRK kanser hastası. Reçete yazılıp, ecza deposundan alınıyor ve sonra yeniden Almanya’ya geliniyor.
Bitti mi dersiz?! Ne gezeeerrr!
O ilacın bir de Türkiye’ye ulaştırılma safahati var!
Sonuçta kaçak bir ilacı, zaman darlığından, uçakla başka bir ül keye getireceksiniz!
Hostes ve pilotlara durum anlatılıyor. Risk büyük. İyilik uğruna meslekten olup, tutuklanmakta çabası.
Tam da, ithal ilaçların kara borsaya düştüğü bir dönem sonuçta.
Bir yolcuya ilaç veriliyor ve İstanbul’a getiriliyor. Nükleer bir silah parçası karşılanır gibi, oradan karşılanılıp, teslim alınıyor. Aklımdayken, bu sefahatin parasal kısmını da, olaya başlamadan evvel banka havalesi yapıyorsunuz ki, çatlak oluşmasın!
İlaç hastaneye ulaştırılıyor. Yasemin’in yattığı bölüme girerken, oradaki asistan doktorun; “Babası! Buldunuz mu sahiden ilacı? Aferim Vallahi de! Bakın, buradaki çocukların hiç birisinin ailesi bulamadı çünkü....











