KOFÇAZLI
Fatih Eser
Öncelikle İstanbul gezi parkındaki ağaçların kesilmemesi için belirli bir kesimin başlattığı eylem daha sonradan ülkenin büyük bir kısmını saran hükümet karşıtı gösterilere ve meydan savaşlarına döndü. Peki buradaki asıl sorun İstanbul Gezi Parkındaki ağaçlar mı? İlk başta 100-150 kişilik grubun başlattığı eylemin amacı buydu fakat ne zamanki polis orantısız güç kullanımına başladı ve hükümetin benim verdiğim kararı hiç kimse hatta bana oy vermeyen %50 bile yargılayamaz çıkışı olayı çok değişik noktalara getirdi.
Bu noktadan sonra zaten o parkı korumak yeşile sahip çıkmak düşüncesinde olan oradaki 100-150 kişilik grubun amacı ve anlatmaya çalıştıklarından çok farklı noktalara büründü olay. Hükümete karşı bir protestoya dönüştü. Hükümette bu protestoların neden ve niçin olduğunu algılamak yerine siz şu kadarsanız ben de sizin üstünüze şu kadar insan yıkarım ya da evinde zorla bekleyen bir %50 var tarzındaki yaklaşımlarla yanan ateşe benzin dökmekten başka bir şey yapmadı.
Zamanında polisimize taş atan molotof atan terör örgütü üyelerine bir sürü eleştiri getirenlerin ise şu an devletin polisine ağza alınmayacak laflarla tahrik etmesi ve taşlarla sopalarla polise saldırması da tam demokrasi istiyoruz diye bağıranların demokrasi anlayışlarını ortaya koyuyor. Alkolikler tabirini üzerine alınanlar ama Dolmabahçe’deki Bezmi Alem Valide Sultan Camii’nin de alkol şişeleri ellerinde, ayakkabılarla girerek vatandaşın namaz kılmasını engellemek pahasına yaralanan arkadaşlarına hastane haline getirmek masum bir direniş ve hükümet eleştirisi yapmak değildir. Tabi polisimizin içerisinde de bu tahriklere kapılıp orantıyı aşanlar oluyor. Böyle olunca da zaten taşmış olan bir baraj var ve en ufak çatlakta her yer karışıyor.
Sonuçta vatandaş, hükümetin bazı davranışlarından ve uygulamalarından rahatsızlığını gezi parkı mazeretiyle dile getirdi. Burada hükümete düşen bu sıkıntının ne olduğunu algılamak ve oy vermeyen %50’nin rahatsızlığını da göz önünde bulundurarak olayı çok fazla alevlenmeden, %50 ile diğer %50 nin toplumsal kaosa girmesini ve istikrarı sarsacak boyuta gelmesine imkan vermeden önlem almaktır. Her eleştiri dinlenilmeye değerdir. Dikkate alıp almamak ya da olumlu olumsuz yönlerini irdeleyip kararı vermek yine hükümetin yetkisi dâhilindedir buna da saygı duyulması gerekir.
Kırklareli’de de bu rüzgarın esintileri vardı. Çok fazla olmasa da göze batacak sayıda kalabalık Dingiloğlu parkında toplandı. Daha vatandaşlar toplanmaya başlamadan polisin panzerle, biber gazı tüpleriyle aldığı önlemler enteresandı. Bu kadar hazırlık hükümetin protesto edilmesini ve yürüyüş yapılmasını engellemek içindi. Vatandaş orada sakince toplanıp demokratik eylem hakkını yerine getirmeye gelmişken polisin bu kadar göstere göstere aldığı önlemlerde biraz tahrik edici olmuyor değil. Kırklareli değil de yağma yıkma olaylarının yaşandığı başka illerde bu önlemler alınsa tamam da Kırklareli gibi sakin bir şehir için çok tahrik edici önlemler alındı. Vatandaş korkmaktan ziyade biz teröristmiyiz kardeşim diye homurdanarak bundan tahrik oluyor. Emniyet güçleri olayları başlamadan bitirme düşüncesindeler sanırım. Bu konuda çok başarılılar bu bir gerçek. Ancak bu önlemlerin aşırılaşması da burası polis devleti mi sorusunu akla getirmeye başlar ki bu daha sonra daha sıkıntılı süreçler yaşatabilir.
Son olarak ta yeşilin korunmasıysa amaç evet hep beraber koruyalım. Hükümeti eleştirmekse amaç hep beraber sandıkta eleştirelim, yazılarla, izin verilen yerlerde açıklamalar yaparak eleştirelim. Hükümet taraftarı olan da eleştirir hükümeti, yanlış gördüğü uygulamaları. Ancak protesto diyerek de bu ülkenin Başbakanı’na, Polisi’ne hakaret ederek yapılacaksa böyle demokrasi de olmaz olsun. Özellikle gençlerimiz dolmuşa gelmeden demokrasiyi ve özgürlüğü başkalarının özgürlüklerine ve demokratik haklarına tecavüz etmeden kullanmaları gerektiğini unutmamalılar.











