GENÇ KALEM
Esra Kılıç
esrakilickirklareli@gmail.com
“Batılıların yaptığı faydalı şeyleri alıyoruz” desek de, onlardan alınanların bizim kültürümüzü, dolayısıyla “Biz olanı” zedelediğini biliyoruz.
Son “Aldığımız” liberalizmin rekabet öngörüsü ile tekelciliği önlemeye çalışmışız ancak, başka tekellerin, “Burjuva Tekeli”nin de oluşmasına sebep olmuşuz. Onlar “Devlet Tekeli”ni oluşturmuşlar, fakat yine Batı(lı) örnek alındığı için, “Dayatmacı” devleti” ya da “Devlet Kapitalizmini (Liberalizmini)” ortaya çıkarmışlar.
Kısaca, tepki olarak doğduğu durumu, tekrar tepkiden önceki döneme çekmişler. Bu arada yaşadığımız bir başka tepkisellik, “Sosyalistlerimiz” ve “Komünistlerimiz” olmuş; onlara karşı da “Milliyetçi” veya “Yeşil İslamcı” tepkilerimizi de “Bizim” sanmışız!.. Her ‘çıkmazımızda’, kökeninde “Batı(lı)/örnek almamızdan” dolayı çıkan sorunları, yine Batı(lı)nın, ama “Diğer modellerini” alarak çözüm, ama esasında ‘çözülme’ yoluna gitmişiz.
İlginçtir ki; kimse bu problemlerin kökenine inip, “sorun nerede” diye araştırma gereği duymadı. Birbirini takiben doğan bu “ideolojiler/izmler”, ülke gelişimine katkıda bulunmadı. Tam aksi oldu.
Bir kısır döngüye dönüştü. Emperyalizm denilen sömürü düzenini işlevini sürdürdü, “En sonuncu ‘izmi’” olan liberalizm ile, “İnsanın ve toplumların kurdu” oldu.
Fark edemediğimiz, edilemeyen ise, “Bu ülkenin sorunlarının çözümünün yine bu ülkede” olduğuydu…
Batı(lı) yönünde “fanatikleşen” Türk Milleti, kendi sesine kulak vermeyip, çözümleri dışarıda aradı durdu. Bu sayede git gide, “kendine yabancılaşan” bir toplum haline gelmiş oldu.
Sohbetlerde, “Kendimize yabancılaştık” denilince; “İnsana bir süre sonra yaşadığı ortam doğal gelmeye başlar” diyen hocamın bu sözü gelir aklıma… Haklı… Ya da “inandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsanız” gelir akla.
Yaşananlar Türk toplumuna “Doğal” gelmeye başlayınca –ki, ilk Batı(cı) anlayışıyla hareket edildiğinde afallayan Türk toplumu durumu anlayınca da- alışmış, “kayıtsız kalıp boyun eğmiş” yaşıyor!
Artık neredeyse, “Kendi kültürümüzü” tuhaf görmeye başladık. Düşüncelerimiz bile “Kalıba hapsolmuş”, Batı(lılar)ın izin verdiği ölçüde düşünüyoruz.
Dün gazetelere yansımıştı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Brüksel’de görüştüğü, Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz’un; “Başbakan'a (Recep Tayyip Erdoğan'a) saygım var ama Kılıçdaroğlu'na, 'Türkiye'nin CHP'li bir başbakanla AB üyesi olmasını tercih edeceğimi' söyledim'” diye konuşması –bence-, konumumuzu ve durumumuzu ortaya koyuyor.
Toprağımızdakilere “kulak vermek” dedik, çok da geç kaldık. Fakat, anladığımız da bir şey var. Şairin dediği gibi; yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var, bizim de yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz; “bu vatanın sorunlarının bu vatanda yaşayan insanlarla çözüleceği” gerçeği oluyor.
Çünkü bugüne dek derdimize “derman” olmayan “çözüm/model” önerileri bizi yordukça yormuş, artık çıkmaza da sokmuştur. Batı(lı)dan kopyalanan fikirleri “Bizim milletimize yapıştırmak”, büyük bir hata, hüsran da olmuştur.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Safahat, 6. Kitap Asım’da, körü körüne Batı(lı) taklitçiliğini ne de güzel özetlemiş:
“…İyi ama a beyim, şöyle bakınsan, birçok,
Bir alay mekteb-i ali denilen yerler var;
Sorunuz bunlara millet ne verir?
Şu ne? Mülkiye. Bu? Tıbbiye. Bu? Bahriye. O ne?
O mu? Baytar. Bu? Zira’at. Şu? Mühendishane.
Çok güzel, hiçbiri hakkında sözüm yok; yalnız,
Ne yetiştirdi ki şunlar acaba? Anlatınız.
İşimiz düştü mü tersaneye yahut denize,
Mutlaka âdetimizdir, koşarız İngiliz’e.
Bir yıkık köprü için Belçika’dan kalfa gelir.
Hekimin hazıkı bilmem nereden celbedilir.
Mesela büdce hesabatını yoktur çıkaran…
Hadi maliyeye gelsin bakalım Mösyö Loran.
Hani tezgahlarınız nerede? Sanayi’ nerde?
Ya Brüksel’de, ya Berlin’de, ya Mançester’de!
Biz ne müfti, ne imam istemişiz Avrupa’dan;
Ne de ukbada şefa’at dileriz Rimpapa’dan.
Siz gidin bunları ıslaha bakın peyderpey;
Hocadan, medreseden vazgeçiniz, Vali Bey!”
Derken merhum Akif; bana da fazla söyleyecek söz bırakmıyor...
Ya da son sözüm şu olsun: “Artık kendimize, kendi fikirlerimize, özümüze dönelim”, yok başka çıkar yol…
Sizce!











