Lüleburgaz
Toplantının açılış konuşmasında konuşan Cengiz Konca; “Krizler her dönemde gelmiş bundan sonra da gelmeye devam edecektir. Biz işadamları olarak yapmamız gereken buna hazırlıklı olmaktır” dedi. Zamanımızda birçok anlayışın değiştiğine de işaret eden Konca; “Eskiden nasıl olsa satış yapılır, yeter ki üret anlayışı hâkimken şimdi satabildiğin kadar sat, nasıl olsa üretim yapılır anlayışı yerleşti” dedi.
LİAD’ın gelecek ay Mardin gezisi düzenleyeceğini belirten Konca, Afrika’ya yapacakları yurtdışı gezisini de iptal edip Sudan olarak değiştirdiklerini ve geziyi Mart ayının ilk haftası yapmayı planladıklarını söyledi. 24 Şubat tarihinde de şirketlerin Chek-up’ları hakkında eğitim semineri düzenleyeceklerini ve bu programları ileriki günlerde üyelere bildireceklerini belirtti. Eğitim toplantısına katılan herkese teşekkür edip iyi ve yararlı bir seminer dileyen Konca, sözü Doç. Dr. İbrahim Öztürk’e bıraktı.
Küresel ekonomide güçlerin birleştirilmesi ve değişen ekonomik koşullara ayak uydurma, ayakta kalabilmek amacıyla “ Yoğun Küresel Rekabet Baskısı Altında Şirketler İçin Çıkış Önerileri ve Ortaklık” konulu eğitim seminerini Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde dersler veren Doç. Dr. İbrahim Öztürk sundu.
Öztürk, güç birliği ve rekabet için ortaklık yapma teknikleri, verimlilik ekonomisini öğrenme, büyümek için finansman yönetimi, ölçekli büyüyerek verimliliği arttırmak, müşteri odaklı şirket yapılanması konu başlıklarında dernek üyelerine bilgiler aktardı. Kriz öncesinde hiçbir yere davet edilmediklerini belirten Öztürk, kriz ile birlikte birçok yerden davetler almaya başladıklarını söyledi. Öztürk; “Maalesef biz millet olarak böyleyiz. Her zaman son anda bazı şeylerin farkına varıyoruz” dedi.
* “2001 Krizi ile Türkiye yeni bir döneme girdi”
Öztürk konuşmasının devamında; “Türkiye 2001 krizi ile yeni bir döneme girmişti. 2001 sonunda Türkiye’nin önünde bir resim vardı ve 3 önemli ödevi yerine getirmesi gerekiyordu. 1. Ödev, Türkiye uzun süreli büyümeliydi. 2. Ödev ise kamuda ve bankalarda finansal istikrar darmadağın olduğu için gelir-gider dengesi çözülmeliydi. 3. Ödev ise kronik enflasyonun tek haneli rakamlara çekilmesi gerekiyordu. Yapılan program dâhilinde 2002 yılından 2008’e kadar program tuttu ve Türkiye en yüksek büyüyen ülkelerden biri oldu, Çin hariç. Küresel krizde Türk Bankacılığı ayakta kaldı. Bütçe açığımız 2009 yılına kadar %3 altında seyretti, 2005 yılından sonra enflasyon tek haneli rakamlara geriledi. Ama bu modelde dış açık arttı ve işsizlik sorunu çığ gibi büyüdü. 73 milyarlık dış borcun 43 milyarı enerjiden kaynaklanıyor. Küresel kuraklık ile gıda fiyatları da yükseldi. Reel ekonomi darmadağın oldu ve ihracatı en keskin düşen ülke olduk. Hammadde ithalatçısı Türkiye bu şartlar altında aldığı hammaddeyi işleyerek yüksek fiyatla pazarlamak zorundadır. İşadamlarımız ve şirketlerimiz bu şartlarda ne yapmalı? Önceliklerini belirlemeli. Çünkü krizlerde lüks ihtiyaçlar bir kenara bırakılır. Bazı ihtiyaçlar ertelenir önceliği olanlar alınır. Ucuzculuk yarışında başarılı olmak çok zordur. Bunda Çin ve Endonezya gibi ülkeler ile yarışmak çok zordur.
Müşteri ne ister? Tek başına fiyat rekabeti bitti. Müşteri, kalite, ürün çeşidi ve hizmeti bir arada oluşturan markalı ürün ve uygun fiyat istiyor. İşadamı “Kâr” ister. O hal de müşterinin isteği ve işadamının isteğinin aynı kazanda buluşturulması gerekmektedir.
Biz işadamları olarak, nasıl ucuza satar ve kazanırım diye düşünürsek başarılı olmamız mümkün değildir. Türk halkı beklemez. Kaliteli hizmeti ve çeşitliliği ucuz bulduğu yerden alır. Onun için İşadamı önce çalışanını zenginleştirip müşterileri arasına katmalı, daha sonra dışarıya açılmalıdır. Aksi halde ürün satacak müşteri bulması zordur” dedi.
* “Trakya halkı kendine çok dikkat etmeli”
Trakya halkını uyaran Öztürk “ Trakya halkı terlemeden iş yapmak ve kazanmak istiyor. Bu ileride büyük tehlikeler yaratabilir. Dikkat ederseniz etrafınızda çalışan ve patron kesim hep Trakya dışından kişiler. Çünkü Trakya halkı terlemeden çalışıp kazanma derdinde” diyerek uyarıda bulundu. Toplantıya katılanlar arasında bayanların da bulunmasına sevindiğini belirten Öztürk, Lüleburgaz halkına teşekkür etti.
* “Teknoloji hafife alınmamalı”
Teknoloji ve iletişimin gelinen noktada birçok anlayışı değiştirdiğe değinen Öztürk; “Şimdi öyle bir teknoloji ve iletişim var ki siz dükkanınızda müşteri beklerken gencecik insanlar internet üzerinden kurdukları sitelerden en kaliteli ürünü uygun fiyat ile müşterinin ayağına kadar ulaştırıyor. Ne dükkân kirası, ne eleman maaşı ödemeden çatır çatır ürün satıyorlar. Siz sabahtan akşama kadar dükkanınızda bekleyin durun. Günden güne gerilemeniz kaçınılmaz olacaktır. O yüzden teknolojinin nimetlerinden yararlanmalısınız” dedi. (gk)












